YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ.

Hazreti Ebubekirin adı.
Kutlu insan babam Bekir Ocakçının doğumu.
Takvimler yüzyıl önceyi yani 1809 yılını gösteriyor.
Bir Anadolu kasabasında Malatya'nın Darende ilçesindesiniz.
Kış mevsimi daha önce geceden kar yağmış vakit sabah.
Ayşe gelin sabah kalkmış ineği sağmış ahırı temizlemiş.
Sobayı yakmış.Yayık hazır çorba ocakta pişmek üzere.
Yani vakit sabah saat sekiz gibi evin tahta kapısı hızlı hızlı vuruluyor
Ayşe gelin merakla kim olaki bu sabah vakti diyerek kapıya yöneliyor.
Kapıda perişan görünümlü soğuktan üşümüş bir dilenci.
Bir sadaka ister. Ayşe gelin tamam der gibi başını sallar içeriye
Bir şeyler getirmek için yönelir.
O zamanlar insanlar zengin olsada para kıt bulunuyor.
Dilenciye bile pek para verilmiyor. Yani hazır ne varsa ekmek bulgur
erişte yahut giyilmiş eski elbise gibi... şeyler veriliyor.
Ayşe gelin içeriye dilenciye birşeyler vermek için
Giderken dilenci ona şöyle seslenir.
--Gelin! gelin! yakın zamanda güzel bir oğlun olacak.
Bir erkek çocuk dünyaya getireceksin der.Bu kutlu bir çocuk olacak.
Adını hazreti Ebubekirin ismi olan BEKİR ismiyle çağrın der.
Ayşe gelin gerçekten hamiledir bir bebek beklemektedir.
Dilencin dediklerini duyar gülümser.
Bulgur torbasından kayıklı bakır tepsiye biraz bulgur.
Üzerinede bir yemeklik kavurma koyar dilenciye vermek için kapıya yönelir
Dilenci yoktur. yani kaşla göz arasında dilenci sıra kadem basmıştır.
Bir kepek kar yağmıştır. kepek karda ayak izi yüzde yüz belli olur.
Ama biraz önce kapıda bekleyen dilencin ayak izleri bile yoktur.
Oysa karda ayak izlerinin olması gerekirdi.
Ayşe gelin başından geçenleri kayınvalidesine anlatır.
Tahta kapının sabah vakti hızlı hızlı çaldığını kayınvalide de duymuştur.
Ama şimdi sadaka istiyen dilenci birden kaybolmuştur.
Ayşe gelinin dilenciye vermek için hazırladığı üzerine de kavurma koyduğu
Bulgur tepsisi elinde kalır.Kimse bu işin sırrını bir türlü çözemez.
Beklenen o gün nihayet gelir. Ayşe gelinin kısa bir zaman sonra bebesi
Dünyaya'ya gelir. Bu çok sevimli Bebenin ismini H.Z. Ebubekirin
Adı olan BEKİR ismini koyarlarlar.Bu yüce eren yürekli zat benim babam.
O doğmdan ona H.Z Ebubekirin adı verildi. Onu rahmetle sevgiyle anıyorum.
Onun evladı olmaktan çok mutluluk ve gurur duyuyorum.
Şimdi H.Z Ebubekirin adı çoğalarak devam ediyor.
Benim büyük oğlumun adı BEKİR abimin oğlunun adı da Bekir.
Şuna inandık ki Hz Ebubekir uğur getirir bolluk bereket sevgi getirir.
Arif Ocakçı ocakbey Malatya / Darende YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ yüz yıl önce
OCAKBEY.
Arif ocakçı ocakbey.
mağaradaki kuşun sırrı...
Resûlullah 'sallü teâlâ aleyhi ve sellem' ile Ebû Bekr 'radıyü anh' Mekke-i mükerremeden hicret ederken bir mağarada üç gün üç gece kaldılar. Ebû Bekr 'radıyü anh' o mağaranın tavanında bir kuş gördü ki, yerinden hareket etmeyip, birşey yimez ve su içmez.
Ebû Bekr 'radıyü anh' dedi ki,
- Yâ Resûl! Bu kuşa ben hayrânım. Zîrâ, biz bu mağaraya geleliden beri, bu kuş yerinden hareket etmedi. Bir nesne yimedi. Allahü teâlâ, kelâm-ı kadîminde,
(Allahü teâlânın rızk vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yokdur.) buyurmuşdur.
Ebû Bekr-i Sıddîk, böyle düşünürken, o hâlde hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm nâzil olup, havâda muallak durup, dedi ki,
- Yâ Muhammed! Hak sübhânehü ve teâlâ sana selâm eder. Ve buyurur ki, "Ebû Bekrin hâtırına geleni bilirim. O kuşa emr eyledim ki, Ebû Bekr ile konuşsun. Ebû Bekre söyle ki, o kuş ile söyleşsin"; dedi.
Resûl-i ekrem hazretleri, Ebû Bekre, hazret-i Cebrâîlin sözünü açıkladıkda, Ebû Bekr 'radıyü anh' sevinip, ileri vardı. Dedi ki,
- Ey mubârek kuş! Allahü teâlâ hazretlerinin izni şerîfiyle, bana söyle ki, yiyeceğin ve içeceğin nedir.
O kuş ağlayıp, bir zemân kendinden geçip, yere düşdü. Sonra ayılıp, kalkdı. Tebessüm ederek dedi ki,
- Yâ Ebâ Bekr! Bana bundan süâl etme! Bu bir sırdır. Hak sübhânehü ve teâlâ ile benim aramda olan sırrımı kimsenin bilmesini istemem.
Ebû Bekr 'radıyü teâlâ anh' dedi:
- Ey mubârek kuş! Eğer bana söylemeğe me'mûr oldun ise, söyle.
Kuş dedi.
- Ma'lûmun olsun ki, hazret-i Âdem aleyhisselâm yaratılmazdan iki bin yıl evvel, Hak sübhânehü ve teâlâ beni yaratdı. Yiyeceğimi ve içeceğimi iki kelime eyledi. Aç olduğum zemân birisini söylerim; tok olurum. Susuz olduğum zemân birini söylerim; kanarım.
Ebû Bekr 'radıyü teâlâ anh' dedi ki:
- O kelime nedir. Kuş dedi, o kelimenin biri budur ki, aç olduğum zemân sana buğz edene la'net ederim; tok olurum. Susuz olduğum zemân, sana muhabbet edene, istigfâr ederim, kanarım.
Hazret-i Resûl-i ekrem 'sallü teâlâ aleyhi ve sellem', bunu işitip, ağladı. Ümmetinden ba'zıları şakâvet edip, hazret-i Ebû Bekre buğz edeceklerine mahzûn oldu.
