HABER SPOR TİCARET İLAN KENT HARİTA EĞİTİM ERKEKÇE KADINCA TEKNOLOJİ SAĞLIK LİNK EĞLENCE HAVA VİDEO FOTOĞRAF YAZARLAR ETKİNLİK
Arif OCAKÇI OCAKBEY
" Yazarın biyografisi "

YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ.

10 Ekim 2011
Okunma sayısı : 352

YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ.
           
  
Hazreti Ebubekirin adı.
Kutlu insan babam  Bekir Ocakçının doğumu.
Takvimler yüzyıl önceyi yani 1809 yılını gösteriyor.
Bir  Anadolu kasabasında  Malatya'nın Darende ilçesindesiniz.
Kış mevsimi  daha önce geceden kar yağmış  vakit sabah.
        Ayşe gelin sabah kalkmış ineği sağmış  ahırı temizlemiş.
Sobayı yakmış.Yayık hazır çorba ocakta pişmek üzere.
Yani vakit sabah saat  sekiz gibi  evin tahta kapısı hızlı hızlı vuruluyor
     Ayşe gelin merakla  kim olaki  bu sabah vakti  diyerek kapıya yöneliyor.
Kapıda perişan görünümlü  soğuktan üşümüş bir dilenci.                
Bir sadaka ister. Ayşe gelin  tamam der gibi başını sallar içeriye
Bir şeyler getirmek için yönelir.
O  zamanlar insanlar zengin olsada para kıt bulunuyor.
Dilenciye bile pek para verilmiyor. Yani hazır ne varsa ekmek bulgur
erişte yahut giyilmiş eski elbise gibi... şeyler veriliyor.
        Ayşe gelin içeriye dilenciye  birşeyler vermek için
 Giderken dilenci ona şöyle seslenir.
--Gelin! gelin!   yakın zamanda güzel bir oğlun olacak.
Bir erkek çocuk dünyaya getireceksin der.Bu kutlu bir çocuk olacak.
Adını hazreti Ebubekirin   ismi olan  BEKİR ismiyle çağrın der.
Ayşe gelin  gerçekten hamiledir bir bebek beklemektedir.
Dilencin dediklerini duyar gülümser.
        Bulgur torbasından kayıklı  bakır  tepsiye biraz bulgur.
Üzerinede  bir yemeklik kavurma koyar  dilenciye vermek için kapıya yönelir
Dilenci  yoktur. yani kaşla göz arasında dilenci sıra kadem basmıştır.
       Bir kepek kar yağmıştır. kepek  karda  ayak izi yüzde yüz belli olur.
Ama biraz önce kapıda bekleyen dilencin ayak izleri bile yoktur.
Oysa  karda ayak izlerinin olması gerekirdi.
Ayşe gelin başından geçenleri kayınvalidesine anlatır.
Tahta kapının sabah vakti hızlı hızlı çaldığını kayınvalide de duymuştur.
Ama şimdi sadaka istiyen dilenci  birden kaybolmuştur.
Ayşe gelinin dilenciye vermek için hazırladığı üzerine de kavurma koyduğu
Bulgur tepsisi elinde kalır.Kimse bu işin sırrını  bir türlü çözemez.
Beklenen  o gün  nihayet gelir. Ayşe gelinin kısa bir zaman  sonra  bebesi
Dünyaya'ya gelir. Bu çok sevimli  Bebenin ismini  H.Z. Ebubekirin
Adı olan BEKİR ismini koyarlarlar.Bu yüce eren yürekli zat benim babam.
O doğmdan ona H.Z Ebubekirin adı verildi. Onu rahmetle  sevgiyle anıyorum.
Onun evladı olmaktan çok mutluluk ve gurur duyuyorum.
Şimdi H.Z Ebubekirin adı çoğalarak devam ediyor.
Benim büyük oğlumun adı  BEKİR  abimin oğlunun adı da Bekir.
Şuna inandık ki Hz  Ebubekir uğur getirir bolluk bereket  sevgi getirir.
Arif Ocakçı ocakbey Malatya / Darende  YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ yüz yıl önce
   

OCAKBEY.
Arif ocakçı ocakbey.

mağaradaki kuşun sırrı...


Resûlullah 'sallü teâlâ aleyhi ve sellem' ile Ebû Bekr 'radıyü anh' Mekke-i mükerremeden hicret ederken bir mağarada üç gün üç gece kaldılar. Ebû Bekr 'radıyü anh' o mağaranın tavanında bir kuş gördü ki, yerinden hareket etmeyip, birşey yimez ve su içmez.
Ebû Bekr 'radıyü anh' dedi ki,
- Yâ Resûl! Bu kuşa ben hayrânım. Zîrâ, biz bu mağaraya geleliden beri, bu kuş yerinden hareket etmedi. Bir nesne yimedi. Allahü teâlâ, kelâm-ı kadîminde,
(Allahü teâlânın rızk vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yokdur.) buyurmuşdur.
Ebû Bekr-i Sıddîk, böyle düşünürken, o hâlde hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm nâzil olup, havâda muallak durup, dedi ki,
- Yâ Muhammed! Hak sübhânehü ve teâlâ sana selâm eder. Ve buyurur ki, "Ebû Bekrin hâtırına geleni bilirim. O kuşa emr eyledim ki, Ebû Bekr ile konuşsun. Ebû Bekre söyle ki, o kuş ile söyleşsin"; dedi.
Resûl-i ekrem hazretleri, Ebû Bekre, hazret-i Cebrâîlin sözünü açıkladıkda, Ebû Bekr 'radıyü anh' sevinip, ileri vardı. Dedi ki,
- Ey mubârek kuş! Allahü teâlâ hazretlerinin izni şerîfiyle, bana söyle ki, yiyeceğin ve içeceğin nedir.
O kuş ağlayıp, bir zemân kendinden geçip, yere düşdü. Sonra ayılıp, kalkdı. Tebessüm ederek dedi ki,
- Yâ Ebâ Bekr! Bana bundan süâl etme! Bu bir sırdır. Hak sübhânehü ve teâlâ ile benim aramda olan sırrımı kimsenin bilmesini istemem.
Ebû Bekr 'radıyü teâlâ anh' dedi:
- Ey mubârek kuş! Eğer bana söylemeğe me'mûr oldun ise, söyle.
Kuş dedi.
- Ma'lûmun olsun ki, hazret-i Âdem aleyhisselâm yaratılmazdan iki bin yıl evvel, Hak sübhânehü ve teâlâ beni yaratdı. Yiyeceğimi ve içeceğimi iki kelime eyledi. Aç olduğum zemân birisini söylerim; tok olurum. Susuz olduğum zemân birini söylerim; kanarım.
Ebû Bekr 'radıyü teâlâ anh' dedi ki:
- O kelime nedir. Kuş dedi, o kelimenin biri budur ki, aç olduğum zemân sana buğz edene la'net ederim; tok olurum. Susuz olduğum zemân, sana muhabbet edene, istigfâr ederim, kanarım.
Hazret-i Resûl-i ekrem 'sallü teâlâ aleyhi ve sellem', bunu işitip, ağladı. Ümmetinden ba'zıları şakâvet edip, hazret-i Ebû Bekre buğz edeceklerine mahzûn oldu.

 

  • Haberi Yazdır
  • Haberi PDF olarak bilgisayarına kaydet
  • Facebook' ta paylaş
  • Delicious hesabına ekle
  • Twitter' da paylaş
  • Myspace' de paylaş
  • Digg' de paylaş
  • Google' da paylaş
  • Friendfeed' de paylaş
  • Microsoft Live' da paylaş




Yorumlarınızın yayınlanması için "Yorum Kurallarını" okuyun.